Kitabü't Tevhid Birinci Bölüm

2014-12-24 23:24:00
KİTABÜ'T TEVHİD BİRİNCİ BÖLÜM

                                  GİRİŞ

 

BİLGİ EDİNME YOLLARI

 

1- DİNİ DELİLE DAYANARAK BİLMENİN GEREKLİLİĞİ

 

         Her mezhep sahibi, yolunu hak diğerlerini batıl saymaktadır. Her mezhebin yoluna uyulması gereken bir büyüğü vardır. Ama doğru olan karşı konulmaz delillerle gelen PEYGAMBERLERİN BENİMSEDİĞİ DİNİ ÇERÇEVE OLARAK ALIP, HAK’KI TANIMAKTIR 

         Mezhep büyüğü, delillere ulaşabilirse, akılları inandırmakla uğraşır. OYSA DELİLLER PEYGAMBERDE ZATEN GERÇEKLEŞMİŞTİR. Bu deliller artık başka bir zatta gerçekleşemez. Çünkü peygamber kesin delillerle gelmiş, diğerlerinin süslü sözlerden başka bir şey yapmadıklarını kanıtlamıştır. 

BÜTÜN GÜÇ VE KUDRET ALLAH’INDIR. 

 

2- NAKİL İLE AKLIN, DİNİN TANINMASINDA ESAS OLDUĞU

 

         Din iki şeyden öğrenilir,akıl ve nakil. Nakil ve habere dayanmayan, onu kullanmayan, ne bir alim ne de halktan bir kişi yoktur. 

Örneğin hükümdarlar şekillendirmek istedikleri yönetimleri,nakil ve haber üstüne kurarak,halkın gönüllerini birleştirmişlerdir. 

Risalet (Allah tarafından görevlendirme) ve hikmet(Manevi ilim) iddia edenlerin de durumları aynıdır. 

         Dinin öğretilmesinde akla gelince; aklın da bir parçası olan evren, olağanüstü bir hikmetin eseridir. Aklı olan herkes bunu kabul eder. Bu durumda,kimse evren hikmet dışı, isabetsiz, amaçsız,yararsız olarak yaratılmış diyemez.Kanıtlanan bu gerçek,evrenin yok olmak için değil,süreklilik için yaratıldığını gösterir. 

         Evrenin yapısı zıtlıklar üzerine kuruludur. Bu küçük alem olan insanda açıkça görülür.İnsan pek çok ve çeşitli arzular ve huylar içerir. İnsan nefsi öyle çok isteklerden oluşur ki; bu nefislerin isteklerini gerçekleştirme olanağını özgürce bulsalardı, birbirlerini yok ederlerdi .İnsanlık yok olurdu. 

         Oysa evrenin amacı sürekliliktir. İNSANLARA VE TÜM CANLILARA, VARLIKLARINI SÜRDÜRMELERİ İÇİN,BELİRLENEN SÜRELERE KADAR GIDA VE AYAKTA KALMALARI İÇİN NE GEREKİYORSA O VERİLMİŞTİR. Amaç yok etmek olsaydı bunlar verilmez ve yok olurdu canlılar. 

         O zaman insanların yok oluşunu önleyen bir asıl olmalıydı. İşte o asıl dindir. Dinin bilinmesi için: 

a-İnsanlar,bir yaratıcıları ve yöneticileri olduğunu (Müdebbir) bilmeli. 

b-O yaratıcının her hallerini,örneğin; yaşama ölme neslin devamının nedenini bildiğini bilmeli. 

c-O yaratıcının insanları,ihtiyaçlarına bağlı kılarak yarattığını bilmeli. 

d-O’nun insanları bilgisizlik ve nefsin arzularıyla baş başa bırakmamak için, bir elçi yollamamasının düşünülemeyeceğini bilmeli. 

e-Bu elçinin delillerinin reddedilemeyeceğini bilmeli. 

f-Alim olanlar her zaman peygamberin beyanına uymalı. 

 

3- BİLGİ EDİNME YOLLARI

 

         Hakkın güzelin yararlının ayrılmasında iki yöntem vardır: 

1-Akıl 

2-Nakil 

         Ama bu iki yol da bilgi edinme yolu olamaz çünkü; 

a-Örneğin tüm dinler birbirlerine göre çelişkiler taşır. 

b-Her dinin sahipleri kendi dinlerini hak diğer dinleri batıl sayar. 

c-Bu da kargaşayı getirir. 

d-Kura yada kehanet de bu yollar gibidir,doğruyu bulma yolu olamaz. 

 

         O zaman: NESNE VE OLAYLARIN GERÇEKLİKLERİNİN (Hakaiku’l Eşya) BİLİNMESİ nasıl olacaktır? 

         Evet, nesne ve olayların gerçekliklerinin bilinmesi için üç yol vardır. 

a-Algılama (İdrak) 

b-Haber. 

c-Akıl yürütme (İstidlal) 

 

a-Duyuların algılanması. 

         Duyularla algılamanın gerçek olduğu inkar edilemez. Her canlı duyular yoluyla pek çok şeyi algılar.Ben duygularımla algılamıyorum yada böyle bir yeteneğim yok diyen,cahildir tartışmaya değmez. 

İnkar eden çıkarsa şunu soralım; duyuları yada inkar ettiğin her hangi bir nesne yada olayı biliyor musun? Hayır derse hiçbir gerçeği kabul etmemiş olur ki inkar ettiğini de inkar etmiş olur. Evet derse zaten duyular yoluyla aldığı bilgiyi kabul etmiş olur. 

Böyle birinin parmağını kesip sormalı, acıdı mı? 

 

b-Haberler 

 

         Yukarıdaki saptamadan hareket edersek, inkar da bir haberdir.İnkar eden soyunu, adını, tüm özel isimleri, dediğimiz gibi kendi inkarını bile inkar etmiş olur. 

         Konuşmak, konuşulanı anlamak ne büyük bir nimettir.Bunu reddetmek ise nimete küfretmektir.Yani haberle edinilen bilgileri reddetmek nimete küfretmektir. 

         Duyu dışı, yani akılla kavrayamadığımız şeyler haber yoluyla bize ulaşır ve bizde bir bilgi dağarcığı oluşur. Yani biz konuşuruz, dinleriz, haber alırız. 

Haber falan yoktur diye inkar edenler çıkar haber falan yok derse ona hemen; 

-Efendim, bir şey mi dediniz anlamadım deyin. 

O; 

-Haber falan yoktur dedim diye tekrar ederse; 

         Sizin “efendim, bir şey mi dediniz anlamadım “ cümleniz anlamadığınızı haber veren bir haber cümlesidir.Yani haber falan yoktur diyen sizin cümlenize yanıt olarak tekrar ilk cümlesini söyleyince haber olduğunu ve onu alıp kullandığını kabul etmiş olur. Ayrıca işitme duyusunu da kullandığından, duyuları da kabul etmiş olur. 

         Tüm bunlardan sonra çok önemli ve inkarı olanaksız bir sonuç ortaya çıkıyor; PEYGAMBERLERİN GETİRDİĞİ HABERLER GERÇEKTİR İNKAR EDİLEMEZ. Peygamberlerin getirdiğinden daha doğru bir haberin varlığı iddia edilemez. 

Şimdi üç konuyu inceleyelim: 

a-Mütevatir haber.(Çok gören ve duyanı olan haber) 

Önce peygamberlerden bize raviler yoluyla ulaşan haberleri ele alalım. 

1-Bu insanların her zaman yalan söyleme yada yanılma olasılığı vardır. 

2-Çünkü onlar,peygamberler gibi “DOĞRULUK VE MASUMİYETLERİNİ KANITLAYACAK DELİL VE BELGELERE SAHİP DEĞİLLERDİR” 

3-Ancak icma söz konusu ise kabul edilmelidir. 

 

b-Haber-i Vahid (Tek bir kişinin verdiği haber) 

Haber-i Vahid ile amel edilebilir de edilemez de.Haber-i Vahide ravilerin hallerini incelemek,haberin içeriğini kesin olan delillerle karşılaştırmak gerekir. 

 

c-Akıl yürütme (istidlal) 

Gerek duyularla, gerekse haber yollu bilgilerin,akıl yürütme ile denetlenmeye ihtiyacı vardır. Bunun istisnası, göz boyama dışında gerçek mucizelerdir. Örneğin insanların ve cinlerin benzerini meydana getiremeyeceği KURAN gibi. 

Ayrıca akıl yürütmeyi bizzat KURAN ayetlerle emreder. Bu ayetlere bir bakalım: 

         Fussilet suresi 53. ve 54. ayetler 

         Biz onlara, hem dış dünyada, hem de kendi nefislerindeki ayetlerimizi göstereceğiz. Ta ki onun gerçek olduğu kendilerince tamamıyla anlaşılsın. (Sabit olsun) Rab’binin her şeye tanık olması yetmez mi? Şüphe etmeyin ki onlar Rab’lerine kavuşmak konusunda hala kuşku içerisindedirler. Ve yine şüphe etmeyin ki O her şeyi kuşatmıştır. 

Bu ayete baktığımızda, tamamıyla anlaşılsın ibaresi aklımızı işleterek olanları anlamamızı istemektedir. 

         Gaşiye suresi 17 ve 20. ayetler. 

         Onlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine,dağların nasıl dikildiğine,yerin nasıl yayıldığına bakmazlar mı? 

Her cümlesi akıl yürütmeye bir emirdir. 

         Bakara suresi 164. ayet. 

         Kuşkusuz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yarar sağlayan şeylerle yüklü olarak, denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de sayesinde ölü olan toprağı canlandırdığı ve bu toprakta her türlü hareketli canlıyı yaydığı suda, rüzgarları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde, düşünen bir toplum için bir çok delil vardır. 

         Zariyat 20 ve 21. ayetler. 

         Yer yuvarlağında bilgi sahipleri için nice ayetler vardır. Kendi fizyolojik ve psikolojik yapımızda da. Hala görmüyor musunuz? 

         Yunus suresi 100. ayet 

         Allah aklını işletmeyenlerin üzerine pislik yağdırır. 

ŞUNU UNUTMAMALIYIZ, AKIL YÜRÜTMEYİ REDDEDENLER DE, AKIL YÜRÜTMEYİ REDDETMEK İÇİN AKIL YÜRÜTÜRLER. 

Yani akıl yürütme reddedilmez bir gerçekliktir. Gerekliliktir. Yaratıcıyı kanıtlamak, yaradanı bilmek için gereklidir. İnsanlara iyi ve güzel olanı göstermek, nesneleri ve olayları incelemek için gereklidir. Kuşkuları ortadan kaldırmak için gereklidir. 

         Kulağımız nasıl sesleri ayırt ediyorsa, akıl yürütme de karışan şeyleri ayırt eder. 

         Duyularımız ve haber yoluyla edinilenler bile akıl yoluyla en son (Nihai) bilgiye dönüşür. İnsanın emeği ve ürünler de öyle değil mi? 

İnsan fiziki yapı ve akıla sahip olarak yaratılmıştır. Tabiatın içinde yada dışında, uyumsuzluk olabilir. 

 

BİLGİ EDİNME YOLLARINI İNKAR EDENLERE CEVAPLAR

 

         Derler ki; gözü arızalı biri algılama yoluyla bilgi edinemez. Yada göz uzaktaki cismi algılayamaz.  Bu nedenle duyularla bilgi edinme geçerli değildir. 

Oysa bu durumda duyularla algılamanın inkarı yoktur. Duyularla algılama yine vardır. Arızalı gözün algıladığı da bir bilgi edinme yoludur. Yani esas bozulmamıştır. Örneğin rüyalarda boğulmalar, ateşin içine dalma gibi durumlar onların duyular yoluyla bilgi edindiklerinin kanıtıdır. Eğer kişi gerçek bir bilgisizlikten yola çıkarak fikrini söyleseydi (Agnostisizm), hayatını devam ettiremezdi. 

         Çünkü bilmeden kendini tehlikelere atar, gıda almaktan geri durabilirdi. Algı organlarının muhatabı olan kişi, bunu belirttiğinde, hem algının aslını onaylar hem bir aykırılık belirtir. Yani asıl inkar edilmemiştir. 

         Görme bozukluğu, uyku halinde yaşananlar, uzaktaki nesnelerin algılanamaması gibi durumlarda, nesnelerin gerçekliklerine ulaşılamaz bu durumların ortadan kalkması ile ulaşılır. Böyle farklılıklar doğuran gerçekler de algının gereği olup, algının inkarını olanaksız kılar. Algının olduğu yerde de bilgi edinilir. 

         Yine derler ki;  duyu algılasa bile, haber olup yayılınca içine yalan karışır. 

İnsanlar zarar veren maddeleri de, yarar sağlayan maddeleri de haber yoluyla bilgi alır ve dener. Eğer bunlar haber yoluyla bize ulaşmasaydı, hiçbir insan onları deneme riskini almazdı. Duyu yada haberlerde yanılmalar, yanlışlar, yalanlar da herhangi birinin diğerine tercihi ancak açıklayıcı bir delile dayanmaları ile değerlendirilir. 

         Duyu ve haber vardır ama akıl yürütme yoktur diyenler de, yarar ve zararları akıl yürütme yoluyla ayırt ederler. Bu düşüncede olanlara; bunu ne ile bildin diye sorun. Mutlaka bir habere dayanacaktır. Nasıl bildin diye sorulunca da düşündüm diyecektir. Bu düşünme giderek alemlerin aslına ve yaratılmışlığına ve sonsuz olduğuna ulaşır. 

         Ne demiştik: AKIL YÜRÜTMEYİ REDDEDEN DE BUNU AKIL YÜRÜTEREK YAPAR. 

         Nesnelerin ilk haber ve bilgisi olmalıdır ki akıl yürütülebilsin.Eğer ilk haber ve bilgi olmasaydı, kimsenin öğreticiliği de kabul edilemezdi.Çünkü kendisi hakkında da bilgisi olmazdı. 

 

BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU

Eser           : KİTABÜ-T TEVHİD

Yazarı         : Ebu Mansur el-Maturidi 

Kaynak       : Gönül Dilim Sevgi Benim  KİTABÜ'T TEVHİD BİRİNCİ BÖLÜM GİRİŞ BİLGİ EDİNME YOLLARI 1- DİNİ DELİLE DAYANARAK BİLMENİN GEREKLİLİĞİ Her mezhep sahibi, yolunu hak diğerlerini batıl saymaktadır. Her mezhebin yoluna uyulması gereken bir büyüğü vardır. Ama doğru olan karşı konulmaz delillerle gelen PEYGAMBERLERİN BENİMSEDİĞİ DİNİ ÇERÇEVE OLARAK ALIP, HAK’KI TANIMAKTIR Mezhep büyüğü, delillere ulaşabilirse, akılları inandırmakla uğraşır. OYSA DELİLLER PEYGAMBERDE ZATEN GERÇEKLEŞMİŞTİR. Bu deliller artık başka bir zatta gerçekleşemez. Çünkü peygamber kesin delillerle gelmiş, diğerlerinin süslü sözlerden başka bir şey yapmadıklarını kanıtlamıştır. BÜTÜN GÜÇ VE KUDRET ALLAH’INDIR. 2- NAKİL İLE AKLIN, DİNİN TANINMASINDA ESAS OLDUĞU Din iki şeyden öğrenilir,akıl ve nakil. Nakil ve habere dayanmayan, onu kullanmayan, ne bir alim ne de halktan bir kişi yoktur. Örneğin hükümdarlar şekillendirmek istedikleri yönetimleri,nakil ve haber üstüne kurarak,halkın gönüllerini birleştirmişlerdir. Risalet (Allah tarafından görevlendirme) ve hikmet(Manevi ilim) iddia edenlerin de durumları aynıdır. Dinin öğretilmesinde akla gelince; aklın da bir parçası olan evren, olağanüstü bir hikmetin eseridir. Aklı olan herkes bunu kabul eder. Bu durumda,kimse evren hikmet dışı, isabetsiz, amaçsız,yararsız olarak yaratılmış diyemez.Kanıtlanan bu gerçek,evrenin yok olmak için değil,süreklilik için yaratıldığını gösterir. Evrenin yapısı zıtlıklar üzerine kuruludur. Bu küçük alem olan insanda açıkça görülür.İnsan pek çok ve çeşitli arzular ve huylar içerir. İnsan nefsi öyle çok isteklerden oluşur ki; bu nefislerin isteklerini gerçekleştirme olanağını özgürce bulsalardı, birbirlerini yok ederlerdi .İnsanlık yok olurdu. Oysa evrenin amacı sürekliliktir. İNSANLARA VE TÜM CANLILARA, VARLIKLARINI SÜRDÜRMELERİ İÇİN,BELİRLENEN SÜRELERE KADAR GIDA VE AYAKTA KALMALARI İÇİN NE GEREKİYORSA O VERİLMİŞTİR. Amaç yok etmek olsaydı bunlar verilmez ve yok olurdu canlılar. O zaman insanların yok oluşunu önleyen bir asıl olmalıydı. İşte o asıl dindir. Dinin bilinmesi için: a-İnsanlar,bir yaratıcıları ve yöneticileri olduğunu (Müdebbir) bilmeli. b-O yaratıcının her hallerini,örneğin; yaşama ölme neslin devamının nedenini bildiğini bilmeli. c-O yaratıcının insanları,ihtiyaçlarına bağlı kılarak yarattığını bilmeli. d-O’nun insanları bilgisizlik ve nefsin arzularıyla baş başa bırakmamak için, bir elçi yollamamasının düşünülemeyeceğini bilmeli. e-Bu elçinin delillerinin reddedilemeyeceğini bilmeli. f-Alim olanlar her zaman peygamberin beyanına uymalı. 3- BİLGİ EDİNME YOLLARI Hakkın güzelin yararlının ayrılmasında iki yöntem vardır: 1-Akıl 2-Nakil Ama bu iki yol da bilgi edinme yolu olamaz çünkü; a-Örneğin tüm dinler birbirlerine göre çelişkiler taşır. b-Her dinin sahipleri kendi dinlerini hak diğer dinleri batıl sayar. c-Bu da kargaşayı getirir. d-Kura yada kehanet de bu yollar gibidir,doğruyu bulma yolu olamaz. O zaman: NESNE VE OLAYLARIN GERÇEKLİKLERİNİN (Hakaiku’l Eşya) BİLİNMESİ nasıl olacaktır? Evet, nesne ve olayların gerçekliklerinin bilinmesi için üç yol vardır. a-Algılama (İdrak) b-Haber. c-Akıl yürütme (İstidlal) a-Duyuların algılanması. Duyularla algılamanın gerçek olduğu inkar edilemez. Her canlı duyular yoluyla pek çok şeyi algılar.Ben duygularımla algılamıyorum yada böyle bir yeteneğim yok diyen,cahildir tartışmaya değmez. İnkar eden çıkarsa şunu soralım; duyuları yada inkar ettiğin her hangi bir nesne yada olayı biliyor musun? Hayır derse hiçbir gerçeği kabul etmemiş olur ki inkar ettiğini de inkar etmiş olur. Evet derse zaten duyular yoluyla aldığı bilgiyi kabul etmiş olur. Böyle birinin parmağını kesip sormalı, acıdı mı? b-Haberler Yukarıdaki saptamadan hareket edersek, inkar da bir haberdir.İnkar eden soyunu, adını, tüm özel isimleri, dediğimiz gibi kendi inkarını bile inkar etmiş olur. Konuşmak, konuşulanı anlamak ne büyük bir nimettir.Bunu reddetmek ise nimete küfretmektir.Yani haberle edinilen bilgileri reddetmek nimete küfretmektir. Duyu dışı, yani akılla kavrayamadığımız şeyler haber yoluyla bize ulaşır ve bizde bir bilgi dağarcığı oluşur. Yani biz konuşuruz, dinleriz, haber alırız. Haber falan yoktur diye inkar edenler çıkar haber falan yok derse ona hemen; -Efendim, bir şey mi dediniz anlamadım deyin. O; -Haber falan yoktur dedim diye tekrar ederse; Sizin “efendim, bir şey mi dediniz anlamadım “ cümleniz anlamadığınızı haber veren bir haber cümlesidir.Yani haber falan yoktur diyen sizin cümlenize yanıt olarak tekrar ilk cümlesini söyleyince haber olduğunu ve onu alıp kullandığını kabul etmiş olur. Ayrıca işitme duyusunu da kullandığından, duyuları da kabul etmiş olur. Tüm bunlardan sonra çok önemli ve inkarı olanaksız bir sonuç ortaya çıkıyor; PEYGAMBERLERİN GETİRDİĞİ HABERLER GERÇEKTİR İNKAR EDİLEMEZ. Peygamberlerin getirdiğinden daha doğru bir haberin varlığı iddia edilemez. Şimdi üç konuyu inceleyelim: a-Mütevatir haber.(Çok gören ve duyanı olan haber) Önce peygamberlerden bize raviler yoluyla ulaşan haberleri ele alalım. 1-Bu insanların her zaman yalan söyleme yada yanılma olasılığı vardır. 2-Çünkü onlar,peygamberler gibi “DOĞRULUK VE MASUMİYETLERİNİ KANITLAYACAK DELİL VE BELGELERE SAHİP DEĞİLLERDİR” 3-Ancak icma söz konusu ise kabul edilmelidir. b-Haber-i Vahid (Tek bir kişinin verdiği haber) Haber-i Vahid ile amel edilebilir de edilemez de.Haber-i Vahide ravilerin hallerini incelemek,haberin içeriğini kesin olan delillerle karşılaştırmak gerekir. c-Akıl yürütme (istidlal) Gerek duyularla, gerekse haber yollu bilgilerin,akıl yürütme ile denetlenmeye ihtiyacı vardır. Bunun istisnası, göz boyama dışında gerçek mucizelerdir. Örneğin insanların ve cinlerin benzerini meydana getiremeyeceği KURAN gibi. Ayrıca akıl yürütmeyi bizzat KURAN ayetlerle emreder. Bu ayetlere bir bakalım: Fussilet suresi 53. ve 54. ayetler Biz onlara, hem dış dünyada, hem de kendi nefislerindeki ayetlerimizi göstereceğiz. Ta ki onun gerçek olduğu kendilerince tamamıyla anlaşılsın. (Sabit olsun) Rab’binin her şeye tanık olması yetmez mi? Şüphe etmeyin ki onlar Rab’lerine kavuşmak konusunda hala kuşku içerisindedirler. Ve yine şüphe etmeyin ki O her şeyi kuşatmıştır. Bu ayete baktığımızda, tamamıyla anlaşılsın ibaresi aklımızı işleterek olanları anlamamızı istemektedir. Gaşiye suresi 17 ve 20. ayetler. Onlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine,dağların nasıl dikildiğine,yerin nasıl yayıldığına bakmazlar mı? Her cümlesi akıl yürütmeye bir emirdir. Bakara suresi 164. ayet. Kuşkusuz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yarar sağlayan şeylerle yüklü olarak, denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de sayesinde ölü olan toprağı canlandırdığı ve bu toprakta her türlü hareketli canlıyı yaydığı suda, rüzgarları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde, düşünen bir toplum için bir çok delil vardır. Zariyat 20 ve 21. ayetler. Yer yuvarlağında bilgi sahipleri için nice ayetler vardır. Kendi fizyolojik ve psikolojik yapımızda da. Hala görmüyor musunuz? Yunus suresi 100. ayet Allah aklını işletmeyenlerin üzerine pislik yağdırır. ŞUNU UNUTMAMALIYIZ, AKIL YÜRÜTMEYİ REDDEDENLER DE, AKIL YÜRÜTMEYİ REDDETMEK İÇİN AKIL YÜRÜTÜRLER. Yani akıl yürütme reddedilmez bir gerçekliktir. Gerekliliktir. Yaratıcıyı kanıtlamak, yaradanı bilmek için gereklidir. İnsanlara iyi ve güzel olanı göstermek, nesneleri ve olayları incelemek için gereklidir. Kuşkuları ortadan kaldırmak için gereklidir. Kulağımız nasıl sesleri ayırt ediyorsa, akıl yürütme de karışan şeyleri ayırt eder. Duyularımız ve haber yoluyla edinilenler bile akıl yoluyla en son (Nihai) bilgiye dönüşür. İnsanın emeği ve ürünler de öyle değil mi? İnsan fiziki yapı ve akıla sahip olarak yaratılmıştır. Tabiatın içinde yada dışında, uyumsuzluk olabilir. BİLGİ EDİNME YOLLARINI İNKAR EDENLERE CEVAPLAR Derler ki; gözü arızalı biri algılama yoluyla bilgi edinemez. Yada göz uzaktaki cismi algılayamaz. Bu nedenle duyularla bilgi edinme geçerli değildir. Oysa bu durumda duyularla algılamanın inkarı yoktur. Duyularla algılama yine vardır. Arızalı gözün algıladığı da bir bilgi edinme yoludur. Yani esas bozulmamıştır. Örneğin rüyalarda boğulmalar, ateşin içine dalma gibi durumlar onların duyular yoluyla bilgi edindiklerinin kanıtıdır. Eğer kişi gerçek bir bilgisizlikten yola çıkarak fikrini söyleseydi (Agnostisizm), hayatını devam ettiremezdi. Çünkü bilmeden kendini tehlikelere atar, gıda almaktan geri durabilirdi. Algı organlarının muhatabı olan kişi, bunu belirttiğinde, hem algının aslını onaylar hem bir aykırılık belirtir. Yani asıl inkar edilmemiştir. Görme bozukluğu, uyku halinde yaşananlar, uzaktaki nesnelerin algılanamaması gibi durumlarda, nesnelerin gerçekliklerine ulaşılamaz bu durumların ortadan kalkması ile ulaşılır. Böyle farklılıklar doğuran gerçekler de algının gereği olup, algının inkarını olanaksız kılar. Algının olduğu yerde de bilgi edinilir. Yine derler ki; duyu algılasa bile, haber olup yayılınca içine yalan karışır. İnsanlar zarar veren maddeleri de, yarar sağlayan maddeleri de haber yoluyla bilgi alır ve dener. Eğer bunlar haber yoluyla bize ulaşmasaydı, hiçbir insan onları deneme riskini almazdı. Duyu yada haberlerde yanılmalar, yanlışlar, yalanlar da herhangi birinin diğerine tercihi ancak açıklayıcı bir delile dayanmaları ile değerlendirilir. Duyu ve haber vardır ama akıl yürütme yoktur diyenler de, yarar ve zararları akıl yürütme yoluyla ayırt ederler. Bu düşüncede olanlara; bunu ne ile bildin diye sorun. Mutlaka bir habere dayanacaktır. Nasıl bildin diye sorulunca da düşündüm diyecektir. Bu düşünme giderek alemlerin aslına ve yaratılmışlığına ve sonsuz olduğuna ulaşır. Ne demiştik: AKIL YÜRÜTMEYİ REDDEDEN DE BUNU AKIL YÜRÜTEREK YAPAR. Nesnelerin ilk haber ve bilgisi olmalıdır ki akıl yürütülebilsin.Eğer ilk haber ve bilgi olmasaydı, kimsenin öğreticiliği de kabul edilemezdi.Çünkü kendisi hakkında da bilgisi olmazdı. BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU Eser : KİTABÜ-T TEVHİD Yazarı : Ebu Mansur el-Maturidi Kaynak : Gönül Dilim Sevgi Benim 

121
0
0
Yorum Yaz